BREZİLYA ÖRNEĞİ BAĞLAMINDA OZON TEDAVİSİ VE BENZERİ SAHTE SAĞLIK ÜRÜNLERİNİN YARARLI OLMADIĞININ SÜREÇSEL BİR DEĞERLENDİRİLMESİ:

 

    Dünyanın en saygın tıp dergilerinden biri olan “The Lancet” in 2024 Haziran ayında yayınlanan sayısında bir makale dikkatimi çekti. Prof.Dr. Heslley Machado  Silva  tarafından yazılan bu makalede  Ozon kullanımının yararının bilimsel olarak kanıtlanmamış olmasına  karşın Brezilya’da yaygın olarak nasıl istismar edildiğine dair geniş açıklamalar yapılıyordu. Tıbbi ozon kullanımı, 2019-2023 yılları arasında Brezilya Devlet başkanlığı yapmış olan  Bolsanaro  dönemindeki bu ülkedeki resmi bilim inkarcılığı uygulamalarına karşın, kendisinden sonra devlet başkanı olan ve tamamen kendisine muhalif bir siyasal görüşlü  devlet başkanı Lola tarafından 07 Ağustos 2024’de serbest bırakıldı. Bu bana o dönemi tekrar hatırlatmak gerektiğini düşündürdü. Ozon kullanımının yararının kanıtlanmamış gereksiz bir tedavi olduğu konusuna bir ara   verip yazımı bu süreçteki çok daha acı bir olaya yönlendirdim.Zira tarih ancak ders alınırsa tekrar etmezdi?
     Bu zaman aralığında modern dünya tarihinin karşı karşıya kaldığı en büyük sağlık problemlerinden biri karşımıza çıkmıştı: Covid-19 pandemisi ! Hatırlanacağı gibi Covid-19 salgını dünyamızda resmi kayıtlarda 17 Kasım 2017’de başlayıp Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından acil durumun bittiği ilan edilen 05 Mayıs 2023 tarihine kadar devam etmiş ve bu süreçte            7 (yedi) milyondan fazla insan hayatını kaybetmişti. Acaba insanlık için dramatik olan bu süreçte bilime itibar etmeyen ?her siyasi görüşten  politikacının yönetebildiği bu ülkede neler olmuştu? Bu insanlık dramında Brezilya ‘da resmi kayıtlara göre 702.116 kişi hayatını kaybetmiş , bu rakam Brezilya’yı dünyada vaka sayısının ve en çok ölümün olduğu 2.(ikinci) ülke haline getirmişti. Bu acı dönem içinde Brezilya devlet başkanı hakkında 2021 yılında Brezilya senatosunda kurulan bir soruşturma komitesi tarafından , Covid-19 salgınını önemsemezliği ve aşı karşıtlığı nedeni ile yerel mahkemelere ve sonucunda bu müracaatın olumsuz sonuçsuzlanması üzerine Uluslararası ceza mahkemesine(UCJ)  mevcut devlet başkanının şikayet edilmesi için karar alındı. Bu kararın gerekçeleri arasında devlet başkanının halka sık sık maske takmayı reddetmeyi önermesi, Covid-19 aşılarının temini ve dağıtımındaki gecikmeler, Hidroksiklorokin gibi etkisiz tedaviler ve tamamlayıcı bazı takviyelerin sürekli tanıtım -kullanım gibi bilime meydan okuyan uygulamaları mevcuttur. Pandemi bittiğinde ise  Brezilya’da kötü sağlık uygulamaları yüzünden 702.116 can kaybı arkada bırakılmıştı.
     İşin acı tarafı Brezilya’ya göre kimi çok daha gelişmiş ülkelerin bazı yöneticileri de aynı şekildeki  benzer uygulamalar için halklarına benzer tavsiyeleri veriyordu. Oysa bir politika sorunu üzerinde harekete geçilip geçilmeyeceği kararı bürokratlardan, politikacılardan, medyadan, halktan, akademiden, baskı gruplarından ve sivil toplum kuruluşları tarafından gösterilen ilgi ve bu organların kaynaklarına bağlıdır. Bu nedenle, hangi aktörlerin sorun tanımlama ve gündem belirlemede yer aldığını;  savundukları görüşlerinin toplumu ne ölçüde ve neden etkilediğini, özellikle de politik sonuçları tetikleme veya tetiklememe söz konusu olduğunda  bu mekanizmaların nasıl beslendiğini  incelemek çok önemlidir.  Zira yönetici kişiler ve kurumlar düzeyinde saplantı ve hayalperestlik günümüzün modern? ve gelişmiş? dünyasında hala devam eden bitmek bilmeyen savaşlar ,açlık ve salgın hastalıklar, yoksulluk, eşitsizlik, eğitimsizlik, iklim ve çevre değişiklikleri .. gibi insanlığın esas utancı olması gereken acı neticelere  yol açmaya devam etmektedir. Bütün bunlardan alınması gereken ders hiç bir devlet yönetiminin aşırı kalabalık gündem ve menfaatlerinin toplumlarının geleceği ile rekabet etmemesi ve hiçbir ideolojinin bilimsel uygulamalardan muaf olmak gibi bir özelliğinin olmadığı şeklindedir. Zira bizi iyileştirecek ve geliştirecek tek yol gerçeği araştırmak ve sonuçlarını benimsemek olmalıdır.
   Bu tür yayın ve tanıtımlar ilerici? olarak kendisini tanımlayan Brezilya hükümetlerinde de yeni değildir. Bugünkü devlet başkanı Lula’nın seçildiği dönemde kansere karşı mucize bir ilaç olarak tanıtılan  “Fosfoetanolamin” piyasaya sürülmüş ve desteklenmiş ,maalesef bir çok Brezilya’lı kanser hastası devlet yöneticilerine ve yasalara güvendikleri için kullandıkları bilimsel onkolojik tedavilerini bu süreçte terk etmişlerdir. Bilimin dünyada inkarı yeni bir şey olmayıp kanser hastaları  sıklıkla tüm dünya çapında alternatif bileşikleri satın almaktadırlar. Geniş kapsamlı incelemeler, akciğer, meme veya jinekolojik kanseri olan hastaların %40 ila 90’ının onkoloji tedavisi veya takibi sırasında alternatif ilaçlar aldığını bildirmiştir. Bu bağlamda farklı ülkelerde öne çıkan çeşitli şifalı bitkiler, vitaminler, meyve özleri gibi birçok “mucize ilaç” ortaya çıkmıştır. Tüm dünya toplumları bu konuda büyük bir  kargaşa içinde beklemektedirler çünkü kanser hastaları ve yakınları tedavi edebilecek veya yaşamı uzatabilecek her şeyi denemek konusunda çaresiz durumda.
  Finansal çıkarlar, dünya çapında birçok kanıtlanmamış bitkisel bileşiğin de kanser hastalarına satılmasına yol açmıştır. Bunun  bir örneği , Brezilya’ya özgü olan ve klinik bağışıklık arttırıcı etkileri nedeniyle geçmişte kanser de dahil olmak üzere hemen hemen tüm tıbbi durumlarda yerel halk tarafından kullanılan  Agaricus blazei Murill bilimsel isimli Güneş Mantarıdır. Klinik çalışmalarda resmi olarak test edilmemiş olmasına rağmen, bu ürün Brezilya’da birçok kanser hastası tarafından gereklilik dışı kullanıldı. Bu mantarın bilimsel klinik yan etkileri hiçbir zaman ayrıntılı olarak yayınlanmamış olsa da bazı hastalarda şiddetli karaciğer fonksiyon bozukluğu gibi olumsuz olaylar gözlemlenmiştir. Bu örnek, bitkisel bileşiklerin iyi tasarlanmış klinik deneylerde resmi olarak test edilmesinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. 1999 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde işe yarayabilecek alternatif tedavileri araştırmak için hükümetin 2.5 milyar USD bir fon sağladığı ve buna karşılık sadece zencefil  kapsüllerinin kemoterapi bulantısına karşı iyi gelebileceğini tespit etmeleri gibi bir örnek karşımızdadır.   
   
zakkumGüzel olmasına rağmen zakkum son derece zehirlidir. Bitkiye ve ağaç özüne çıplak ellerinizle dokunmanız bile toksik etkilere neden olabilir. BLANCHİ COSTELA/GETTY IMAGES
   

Hatırlayacağınız gibi ülkemizde de 1987-1988 yıllarında gündeme gelen “Zakkumcu Ziya olayı” olarak kamuoyunda bilinen hadisede kanser hastaları üzerinde  bilimsel adı Nerium oleander olan Zakkum bitkisi özütü kullanılmıştı. Oleanrin,zehirli zakkum bitkisinde (Nerium olender L) bulunan bir kardiyak glikozittir, bu maddenin ana fitokimyasalı günümüzde kalp yetmezliği tedavisi için kullanılan digoxin’e benzer özelliklere sahiptir. Zakkum geleneksel tıpta kalp yetmezliğini tedavi etmek için kullanılmıştır. Zakkum’un veya oleandrin’de dahil olmak üzere bileşenlerinin güvenli ve etkili olduğuna dair hiç bir yayın kanıta dayalı modern tıpta yoktur. Zakkum sağlıkta düzenleyici kurumlar tarafından reçeteli ilaç veya diyet takviyesi olarak onaylanmamıştır. Zakkum kullanımı insanlarda temasa bağlı cilt iltihapları, baş ağrısı, mide bulantısı, uyuşukluk ve kanda yüksek potasyum seviyelerine neden olabilir, bu belirtiler kullanımdan birkaç saat sonra ortaya çıkar. At ve sığır gibi hayvanların zakkum çiçek-yaprak veya tozlarını yemesi ile Amerika Birleşik Devletlerinde ölüme yol açan yan etkiler ortaya çıkmıştır. Buna karşılık Oleandrin’in kanser tedavisinde etkili olup olmayacağı günümüzde hala araştırılmaktadır.

    Başlangıçtaki konumuz olan Ozon tedavisi ise Brezilya hükümetinin onaylamasına karşın, yüksek kanıtlar isteyen yetkili bilimsel dergilerdeki etkin makaleler ile henüz  kanıtlanmamıştır. Brezilya’daki internet ve sosyal medya ortamında Ozon tedavisinin Şeker hastalığından solunum problemlerine, MS’den AİDS ve kansere, Bel fıtığından Boyun fıtığına kadar çeşitli hastalıkları tedavi ettiği iddia edilmektedir. Bu durum mevcut bilimsel tıbbi tedavi metotlarının kullanılması tüketilmeden bir çok hasta insanın yanlış yere ispatlanmamış alternatif tedavileri kullanmasına ve maddi-manevi olarak mağduriyetine  neden olmaktadır.Bu uygulamanın ülkemizde benzer şekilde  insanlarımızı nasıl maddi olarak istismar ettiğini ve sağlıklarını nasıl tehlikeye attığını başka bir yazımda  geniş  bilimsel örnekler ile anlatacağım.
Sonuç :
Gerçek bir sağlık sunucusunun sahte sağlık uygulamaları ve sonuçları ile her cephede mücadeleye, toplumu bilgilendirmeye durmaksızın devam etmesi  gerekir. Çünkü Sahte sağlık uygulayıcı kişi ve kurumlar eskiye oranla çok daha fazla tanıtım ve etkime olanaklarına sahipler. Günümüzdeki global algısal finansal sistemin maddi kazanç uğruna hiç bir şeyi,  hatta insan sağlığını bile umursamadığını yaşanan ve yaşatılmakta olan acı örnekler ile mümkün olduğu her ortamda anlatmak etik ve ahlaki olarak insani ve tıbbi görevimdir.

Bir yanıt yazın